Babacan ekonominin geleceğini anlattı.
"Eskiden ağırlıklı olarak bize Türkiye'yi sorarlardı, şimdiyse daha çok dünyayı, Avrupa'yı, G20
gündemini soruyorlar. Avrupa'ya ve bölgeye bakıldığında 'karanlık' ama Türkiye orada 'parlak nokta'.
Bu tabiri çok duydum ikili görüşmelerimde.
Türkiye'ye doğrudan bir ulaşma etkisi olmaz ama Yunanistan'ın o domino taşları devrilirken,
Avrupa'daki genel durumu bozarsa, Avrupa'nın iç pazarında bir sorun yaşanırsa, bizim Avrupa'ya
ihracatımız çok. Doğrudan değil ama Avrupa üzerinden bir miktar bir şeyler olabilir."
Bu önemli açıklamalar ekonominin patronu Ali Babacan'a ait. Yunanistan'ın iflası gündemde. Olası bir
krizde Türkiye'nin ne kadar etkileneceği merak konusu. Babaca merak edilenleri yanıtladı.
YAPISAL REFORM PAKETİ GELİYOR
Babacan, yapısal reformlarda da, yatırım ortamını iyileştirmekten, istihdam, bankacılık ve finans
sistemine kadar çok geniş bir hazırlıklarının söz konusu olduğunu kaydederek, İstanbul'u 2023 yılı
itibariyle dünyanın en büyük 10 finans merkezinden birisi yapma hedefi doğrultusunda ayrı bir yasal
paket hazırladıklarını, kayıtdışıyla mücadeleyle ilgili bir strateji planı geliştirdiklerini, özellikle cari
açıkla da mücadeleye yardım edecek şekilde bazı yatırımların Türkiye'de yapılıp, bazı ürünlerin daha
çok Türkiye'de üretilmesini teşvik edecek bir yeni mekanizma üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Başbakan Yardımcısı Ali babacan Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'nde düzenlediği basın
toplantısında New York ve Washington'daki 9 gündür sürdürdüğü temaslarıyla ilgili bilgi verdi.
HEDEF 2030
Büyümeyi nasıl sürdürülebilir hale getirebilecekleri, uzun vadede dünyanın kaynaklarını nasıl bu
büyüme için yeterli kılabilecekleri, yoksullukla mücadele için neler yapmaları gerektiği gibi konuları
içeren bir rapor hazırlamakta olduklarını ifade eden Babacan, 2015 yılında Binyıl Kalkınma
Hedefleri'nin süresinin dolacağına işaret ederek, şimdi bu raporla 2030 yılıyla ilgili hedefler
hazırladıklarını belirtti.
Babacan, New York'ta daha sonra ise daha çok Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmelerine
iştirak ettiğini, bir yandan da yatırımcılarla bazı programlara katıldığını kaydetti.
ÜÇ GÜNDE 27 AYRI PROGRAMA KATILDI
Washington'a geldikten sonra ise önce G20 Ekonomiden Sorumlu Bakanlar ve Merkez Bankası
Başkanları toplantısına katıldığını anlatan Babacan, bunun ardından da Uluslararası Para ve Finans
Komitesi'nin (IMFC) oturumlarına ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi'nin resmi toplantılarına iştirak
ettiğini, ayrıca yatırımcıların katıldığı konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığını, bu konferanslarda
Türk ekonomisi ve dış politikası, Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyadaki gelişmeler, küresel kriz,
Avrupa krizi gibi konuları değerlendirdiklerini aktardı.
Babacan, ayrıca uluslararası finans kuruluşlarının yöneticileriyle görüşmeler yaptıklarını, İslam
Kalkınma Bankası tarafından düzenlenen ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin katıldığı bir toplantıda
ana konuşmacı olarak, Türkiye'nin istihdamda ve işsizlikle mücadelede elde ettiği başarıları anlattığını
belirtti.
Özel finans kuruluşlarının yöneticileriyle ayrı ayrı ikili görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Babacan,
Uluslararası Finans Enstitüsünün toplantılarında yer aldığını, Brookings Enstitüsünün Kemal Derviş ve
bazı ülkelerin bakanlarıyla birlikte düzenlediği toplantıya iştirak ettiğini, BM Genel Sekreteri'nin verdiği
görevle özellikle dar gelirli ve dezavantajlı kesimlere finansın ulaşması için dünya genelinde neler
yapılması gerektiği konusunda bir çalışma hazırlayan Hollanda Veliaht Prensesi Maxima ile
görüştüğünü söyledi.
Babacan, sonuç olarak Washington'da bulunduğu üç günlük süre içerisinde 27 ayrı programı içeren
çok yoğun temaslarının olduğunu anlattı.
''HER ORTAMDA TÜRKİYE ÇOK TAKDİR EDİLİYOR''
Dünya Bankası IMF yıllık toplantılarında çok sayıda muhatabıyla görüşme imkanı bulduğunu ve pek çok
toplantıya katıldığını, bu sayede dünyanın genel gidişatı ve Avrupa'daki gelişmeleri kapalı ve açık
oturumlarda, birebir özel görüşmelerde yerinde tespit etmiş olduklarını belirten Babacan, sözlerine
şöyle devam etti:
''Genel anlamda bakacak olursak, hem küresel ekonomi, özellikle ama Avrupa merkezli bakacak
olursak, sıkıntılı bir tablo söz konusu. Burada son birkaç haftadır gittikçe yoğunlaşan bir şekilde dünya
ekonomisinin 2012'de önceden beklendiği kadar hızlı büyümeyeceği, hatta 2011 yılında büyüme
beklentilerinin aşağı doğru revize edildiğini görüyoruz. Yine Amerikan ekonomisinin büyüme
beklentileri geçen hafta içerisinde, hem bu yıl, hem gelecek yıl için aşağı doğru revize edildi. Avrupa
ekonomisinin de büyümesi Amerika kadar olmasa da yine aşağı doğru revize edilmiş durumda. Yani
bundan 2 ay öncesine göre bakacak olursak, bugün itibariyle 2011 ve 2012'nin genel ekonomik
büyüme tablosu bir miktar daha gerilemiş görünüyor.
Burada tabi sorunları tartıştık ama çok şükür gerçekten Türkiye olarak her oturumda, her ortamda
ayrışıyoruz. Yani bütün sorunlar tartışılırken, Türkiye'den konu açıldığı zaman, 'Türkiye çok farklı, sizin
ciddi bir probleminiz yok. Burada yaşananların hiçbirisi sizde yok' gibi, gerçekten her ortamda Türkiye
çok çok takdir ediliyor. Çok sayıda neyi, nasıl yaptığımızla ilgili soru alıyoruz. Bir de dünyaya, G20'ye,
Avrupa'ya nasıl baktığımız çok soruluyor. Eskiden ağırlıklı olarak bize Türkiye'yi sorarlardı. Şimdi bize
daha çok dünyayı, Avrupa'yı, G20 gündemini soruyorlar. Yani artık Türkiye'ye sadece kendisine nasıl
baktığı değil, dünyaya ve Avupa'ya nasıl baktığı, oradaki gelişmeleri nasıl değerlendirdiği soruluyor.
Burada tabi Türkiye'nin artan etkinliği ve aktivitesi çok çok etkili. Bir yandan karamsar bir tablo
dünyayla, ama özellikle Avrupa'yla ilgili. Öte yandan, tüm bu karmaşık tablo içerisinde gerçekten
ayrışan ve sık sık şu tabiri duydum; 'bright spot' (parlak nokta). Amerikalılar özellikle çok kullanıyor.
Avrupa'ya ve bölgeye bakıldığında 'karanlık' ama Türkiye orada 'parlak nokta'. Bu tabiri çok duydum
ikili görüşmelerimde".
Babacan, dolayısıyla bir yandan tüm bu gelişmeleri yakından izleyip, diğer yandan uyarılar ve
tavsiyelerde bulunmaları gerektiğini belirterek, bunun da zaten kendilerinden beklenen birşey
olduğunu söyledi.
''ORTA VADELİ PROGRAMI SUNDUKTAN SONRA YAPISAL REFORMLARA EĞİLECEĞİZ''
Öte yandan olası olumsuz gelişmelere karşı da Türkiye olarak hazırlıklı olmaları gerektiğini kaydeden
Babacan, ''Biz zaten bu hazırlıkları, senaryo analizlerimizi, olası gelişmeler karşısında alternatif hangi
stratejileri izleyeceğimizi zaten epeydir çalışıyoruz, bunları bir ölçüde zaten paylaştık da. Önümüzdeki
haftalar içerisinde bizim artık bu Orta Vadeli Programımıza son şeklini verip, 2012 bütçesinde
TBMM'ye gönderdikten sonra ağırlıklı olarak yapısal reformlara eğileceğiz'' diye konuştu.
''HERKES TÜRKİYE'Yİ BİR ROL MODELİ OLARAK GÖRÜYOR''
Tüm bunların, Türkiye'nin coğrafyasındaki gelişmelerle de bir ölçüde bağlantılı olduğunu belirten
Babacan, sözlerine şöyle devam etti:
''Biz kendimiz hiçbir zaman ifade etmiyoruz ama, ABD'deki temaslarımda tüm bölge için, yani
Ortadoğu ve Kuzey Afrika için (Türkiye'yi) bir rol modeli olarak görüyor herkes. Bu tabiri çok sık
duydum. Pek çok kişi yorumlarında , 'siz ne yapıyorsanız, o ülkeler bakmalı, sizin 9 yıldır yaptığınız
reformları pek çok ülke de yapmalı' diyor. Tabi biz bu ifadeyi kullanmıyoruz. Sadece diyoruz ki, 'biz
kendimiz reformları yapıyoruz, bu reformlar başka ülkeler için ilham kaynağı olabilir, o ülkelerle bu
olumlu tecrübelerimizi her zaman paylaşmaya hazırız' diyoruz. Hatta Kalkınma Bakanlığının içinde ayrı
bir birim kurduk. Amaç sırf, bu tür konularda destek isteyen ya da bizim yaptıklarımızı öğrenmek
isteyen ülkelere buradan arkadaşlarımız gitsin, anlatsınlar diye. Örneğin geçen hafta Irak Merkez
Bankası heyeti geldi. Paralarından üç sıfır atacaklarmış. Bizim Merkez Bankamızla görüştüler. Biz altı
sıfırı nasıl attık, onu iki gün boyunca çalıştılar. Çünkü belki son 20-30 yılın en başarılı para birimi
değiştirme operasyonuydu, sıfır atmak açısından baktığınızda".
''DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ SIKINTILI TABLODAN AYRIŞMIŞ BİR TÜRKİYE...''
Babacan, mevcut dönemin, dünya ekonomisi açısından sıkıntılı, ancak Türkiye'nin kendini ayrıştırdığı
ve geleceğe güvenle baktığı bir dönem olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:
''Aslında sebepleri de çok zor şeyler değil. Bu ayrışma nasıl oldu, şu anda problemin ana kaynağı
olarak, iki tane önemli sorun alanı var. Biri bankacılık, bankalarda problem var. Bir de kamu borcu
çok yüksek ülkelerde. Bu kamu borçlarını bazı ülkelerin ödeyip ödeyemeyeceği tartışılıyor. Her iki alan
da Türkiye'nin güçlü olduğu alanlar. Türkiye'nin bankacılık sistemi 2004-2006 yılları arasında
yaptığımız reformlarla çok sağlam yapıya kavuştu. Son krizde bu test edildi, o açıdan sorunumuz yok.
Türkiye'nin bugün bütçe açığı Avrupa ortalamalarının üçte biri. Kamu borcunun milli gelire oranı
Avrupa ortalamasının yarısının altında, yani yüzde 40'ın da altında bitireceğiz bu sene. Dolayısıyla o iki
tane temel sorun alanı, bankacılık ve kamu maliyesi, Türkiye'nin tam tersine güçlü olduğu alanlar.
İşin tekniğine baktığımızda böyle bir ayrışması var Türkiye'nin.
Bir de tabi bu sorunlar nasıl çözülecek diye baktığımızda çoğu siyasi karar gerektiren işler. Maalesef
pek çok gelişmiş ülkede şu anda zayıf hükümetler işbaşında. Koalisyonlar, azınlık hükümetleri ya da
hükümetle parlamento arasında bir uyum söz konusu değil. Pek çok ülkenin başbakanı, 'ben bunu
kendi meclisimden nasıl geçireceğim' ifadesini sık kullanıyor. Yani öyle bir ortamda doğrular
görülüyor, fakat bu doğruları yapacak güce ve iradeye sahip olan hükümet sayısı maalesef fazla değil
dünyada.
Türkiye'ye dönüp baktığınızda ise tam tersine, 2011 Haziran'daki seçimlerde daha da güçlenerek
çıkmış bir tek parti hükümeti, 9 yıldır işbaşında olan tecrübeli bir ekip var. Meclis'te rahat çoğunluğu
olan bir iktidar işbaşında. Dolayısıyla çözüm konusunda da gelişmiş ekonomilerin zafiyet alanı, bize
dönüp baktığınızda tam bizim de güçlü olduğumuz bir alan. Türkiye ayrıştıysa, bu kadar hızlı büyüme
varsa, güven ortamı bu kadar güçlüyse, bunun özüne inip baktığınızda bu faktörler yer alıyor".